Deve Dikeni

Ferhat Ünlükal
4 min readJan 11, 2023

Televizyon dönemlerinde Biri Bizi Gözetliyor, Televole, Survivor kültürü başkalarını gözetlemeyi, bunun üzerinde konuşmayı, kendimize onlar üzerinden bakmamızı sağlayarak, büyük bir sosyal deney yapıldı. İnsanın bu arızalı davranışı üzerinden de yeni dönem büyük televizyon imparatorlukları kuruldu.

Sosyal medyanın yükselen bir trend olması ile birlikte, günümüzde BBG’lerin instagram oldu ve birbirimizi daha fazla gözlemleyip, daha fazla enflasyona sahibiz. Bunun yanında onlar ile kurduğumuz dijital ilişkilerden dolayı da empatimiz daha da azalıyor. Derin ilişkiler değil, yüzeysel yüzlerce, binlerce ilişkimiz oluyor.

Sanal dünyada oluşan yaşanan veya yaşanamayanlar, başkalarının başarıları, deneyimleri, şansları, şanssızlıkları ve hayat hikayeleri üzerinden okumaya başladık.

Televizyon ve sosyal medyanın hibrid yapısı da, insanların önüne sürekli yeni hayatlar çıkartmaya başladı. Pazarlamadaki farklılaşma kavramı, daha marjinal hayatlarında oluşmasını otomatik olarak sağlıyor. Kim neyin sonucu, kim kimin sebebi belli değil ve gerçekçilikten kopuk bir dünya yaratıyor.

Pandemi de insanlar üzerinden benzer bir etki yarattı. Uzaktan çalışan insanların, gerçekliklerden de uzaklaştığını görüyoruz.

Herşeyi izlemek, her şeyden haberdar olmak artık çok radikal bir şekilde yaşanıyor.

Big Brother Wathcing us kavramı, artık birbirimizin büyük biraderi haline dönüştü. İnsanın kendi içerisindeki dürtülerde, daha fazla like alabilmek için, herkes kendi sahnesini kurup daha fazla izletmek için yeni yollar arıyor. Eskiden Televolenin mankenleri, sosyal medya fenomenliğine soyunan sıradan gençlerimiz oldu.

Bunun yanında psikolojik ve sosyolojik olarak, mahalle, eş, dost, akraba arasındaki dedikodular, sosyal ve dijital ortama yeni formatı ile taşınmış durumda. Takipleştikleriniz artık yeni komşularınız.

Başkalarının hayatllarını seyretmek, farklı duygular uyandırıyor. Taraflık duyguları daha da pekişiyor. Bir taraf olma konusu daha da keskinleşiyor.

Yenilenlerin, mağlup olanların karşısında, galip gelenlerin zevki çok daha yoğun yaşanıyor. Fanatik bir taraftar değilim ve son zamanlarda ezeli rekebetin içerisindeki takımlardan da birini tutmuyorum.

Başarısızlık hikayelerinden büyük haz duymaya başladık. Günlük hayatımızın her noktasına kadar da nüfus etti.

Başkalarının başarısızlıkları, aşağılanmaları, rekabetçi kültürde gizli bir haz haline dönüştü. Zarar içerisindeki mutluluk hazzı.

Gladyatör, boğa güreşindeki yaşanan hazlar, futbolda, hayatın içerisindeki düşülen durumlarda yaşanmaya başlıyor ve işin ticareti de yapılmaya başlanıyor.

Reality şovları da bu kültürün bir parçası. İzlenme oranları da işin motivasyonu. Ötekinin trajedisi.

İnsanın doğalında olan bu duygu, yaşam koşullarının değişmesi, dijitalleşme ile birlikte radikal bir noktaya evriliyor.

Aslında kolllektif bilinçte kendine verilen bir zarar ancak bireyselcilik ve ben merkeziyetçilik o kadar ön plana çıkıyor ki, toplum kendi kendini öldürüyor ve bundan zevk alıyor. Devenin, diken otunu yemesi gibi haz duyuyor.

Hırs, haset, ihtiras ile besleniyor. Devenin çölde çok sevdiği bir diken vardır. O dikeni gördüklerinde çiğnemeye başlarlar. Diken, devenin ağzında yaralar açar, yaralar kanar. Tuzlu kan dikenle birleşince devenin hoşuna gider. Yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kanına doyamaz ve devam ederse kan kaybından ölür. Buna Harese denir. Hırs, haset, itiras buradan beslenir ve sonunda kendisini öldürür.

Haset, kıskançlık ve hınç olmadan da yeni dünyada çıkabilen bir duygu haline dönüşüyor.

İnsanlar yeni dünyada amansız bir rekabet içerisindeler. Bu rekabetçi kültür içerisinde, bu duyguların oluşması tesadüfü değil. Sürekli bu yarış, tükenmişliği de getiriyor.

Bu sayede daha fazla sosyal medya bağımlısı oluyoruz. Bu rekabetçi ortamda kimin düşeceği heyecanlarımız haline dönüşüyor.

Bu durum arttıkça empatiden ortadan kalkıyor. Empatisi olmayan, narsist insanların büyümesine zemin hazırlıyor.

Sahici ve samimi ilişkilerin temeli olan empati kaybı, uzun süreli ilişkileri de ortadan kaldırıyor. Dostluğu, arkadaşlığı, kankalığı ortadan kaldırıp, çıkarların, politikaların ön planda olduğu, güven duygusunun olmadığı kendi kendini öldüren bir tükenmişlik kültürü doğuyor.

Acısını, hüznünü, trajedisini duyguduğumuz dostlar ortadan kayboluyor. Empati toplumsal olarak kaybedildiği için, bunun çok daha yıkıcı sonuçları ortaya çıkıyor.

Kollektif bilincin ortadan kalkması, kibir, ego ve gücün yayılması, imparatorluklar kadar medeniyetlerinden ortadan kaldırmış. Kutsal kitaplardaki kıyamet habercisi.

Özfarkındalık giderek ortadan kalkıyor. İnsanın daha fazla düşünmeye, farkındalığını arttırmaya ihtiyacı var.

Bilgelik deneyimden gelmez. Deneyimler üzerine düşünmekten gelir. Yaş ile bilgelik arasında ilişki yoktur. Bu sizin düşünce tarzınız ile alakalıdır. İçgörü ve bakış açısı kazanmak, yaşanılan yıllar ile alakası yoktur. Ne kadar hayattan ders aldığınız ile alakalıdır. Bunu açıkladığım yazıyı da aşağıda görebilirsiniz.

Mevcut sosyal durum, bizi daha çok çalışmaya, rekabet etmeye, kazanılamayacak bir yarışa sürükledikçe bu duyguların oluşması çok normal. Kendi hikayelerimiz yerine başkalarının hikayelerinde kendimizi arıyoruz.

Bu dünyada ancak, kendi öz farkındalığımız, kollektif bilincimiz, birbirimize duyduğumuz empati, dayanışma ve takım olarak daha iyi bir dünya yaratabiliriz.

Bu durum ile yüzleşme, hatalarını kabul etme, trajediden değil, öğrenmeden beslemeyi öğrenmek kurtuluşumuz olacak.

--

--